Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Son günlerde okullarımızdan gelen haberler, yüreğimizi bir kor gibi yaktı. Öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve görev başındaki polisimizi hedef alan bu vahşet, sadece bireyleri değil, toplumun geleceğe olan güvenini de yaraladı. Hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek; bugün asıl meselemize, yani “eğitimin nerede başlayıp nerede kırıldığına” bakmamız gerekiyor.
Çuvaldızı Kendimize Batıralım
Hepimiz biliyoruz ki eğitim ailede başlar. Bizler, okulda bir disiplinle karşılaştığımızda evde “öğretmen haklıdır” denilerek büyütülen bir nesildik. Bu bir korku kültürü değil, öğretmene duyulan mutlak bir saygıydı.
Bugün ise manzara çok farklı.
Çocuğuna verilen ödevden, aldığı düşük nota kadar her durumu kişisel bir savaş haline getiren; öğretmeniyle iş birliği yapmak yerine kavga etmeyi seçen bir veli profili türedi. Kendi evimizde veremediğimiz terbiyeyi, aşılayamadığımız merhameti, okulun sihirli bir değnekle çocuğumuza yüklemesini bekliyoruz.
Bir eski emniyet mensubu olarak şu örneği vermek isterim: Bugün 25 yaşına gelmiş oğluma sordum, “Benim silahımı hiç görmüş müydün?” diye. “Hayır,” dedi.
Oysa bugün, çocuklarını elleriyle atış poligonlarına götüren, şiddet araçlarını birer güç gösterisi olarak çocuklarına sunan aileler var. Eğitimi ailede kaybettiğimiz an, toplumun bağışıklık sistemi çöker.
Eylem Haklı, Yöntem Tartışmalı
Öğretmenlerimizin uğradığı şiddete karşı gösterdikleri tepki son derece haklıdır. Meslektaşlarını korumak, can güvenliklerini talep etmek en doğal hakları. Ancak burada sormamız gereken can alıcı bir soru var:
Bizim çocuklarımızın günahı ne?
Öğretmen, ailenin eksik kaldığı noktada toplumun “son kalesi”dir. Eğer o kale kapılarını kapatırsa, o çocuk sadece bir matematik formülünü değil; bilinci, disiplini ve güveni de kaybeder. Dersleri boykot etmek, bu vahşete ses çıkarmak için bir yol olabilir ancak bu yolun faturası, zaten eğitim açlığı çeken çocuklarımıza kesilmemelidir.
Mesaiden Sonra El Ele
Eylem mi yapılacak?
Ses mi yükseltilecek?
Gelin bunu ders saatlerinden sonra yapalım.
Çağrınızı mesai bitimine yapın ki; biz veliler de, eski polisler de, esnaf da yanınızda saf tutalım. Sizin dersi bırakmanız, cehaletin ve şiddetin ekmeğine yağ sürmektir. Çünkü bilinçsiz, korkusuz ve eğitimsiz bir nesil, tam da bu tür saldırıların kaynağıdır.
Emniyet teşkilatımızın da benzer bir refleksi olduğunu düşünsenize; o zaman halimiz nice olur?
Sevgili öğretmenim; siz eğitimin son kalesisiniz. Bizim yetiştiremediğimizi, siz yetiştirmeye çalışın. Ama ne olur, o sınıfları boş bırakmayın. Sizin sesiniz, sınıfta yankılanan o ders anlatma sesidir. Biz o sese destek olmaya hazırız, yeter ki çocuklarımız eğitimden mahrum kalmasın.