Okyanusun Ötesindeki Çatlak ve İçimizdeki Fay Hattı

Okyanusun Ötesindeki Çatlak ve İçimizdeki Fay Hattı
Yayınlama: 04.04.2026
A+
A-

Bugün 2026’nın Nisan sabahına uyandığımızda, dünya haritasına bakarken gördüğümüz şey sadece sınır çizgileri değil; devasa bir imparatorluğun hazan mevsimidir. Yıllarca iki büyük okyanusu (Atlantik ve Pasifik) aşılmaz bir kale duvarı sanan, savaşı hep “başkalarının toprağında” yöneten o Amerikan rüyası, bugün Hürmüz Boğazı’nın karanlık sularına gömülüyor. Hipersonik füzelerin hızı, okyanusları birer gölete çevirirken; petrodoların sarsılan tahtı, Washington’un “uzak ülke” konforunu ebediyen bitirdi.

Ancak bir emekli emniyet mensubu ve tarihçi olarak beni asıl düşündüren, okyanusun ötesindeki bu devasa çatırdama değil; bu sarsıntının bizim coğrafyamızdaki izdüşümüdür.

Türkiye, bugün küresel satranç tahtasında “dengeleyici” bir rol oynamaya her zamankinden daha yakın. Lakin bir devletin dışarıda devleşebilmesinin tek bir şartı vardır: İç cepheyi çelikleştirmek.

Şu anki tablomuz ise maalesef bu çelikten çok uzak. Bir ülkede 2,5 milyon terör soruşturması yapılıyorsa, orada artık güvenlikten değil, toplumsal bir bağışıklık çöküşünden bahsedilir. “İrtibat” ve “iltisak” gibi muğlak kavramlarla hukukun evrensel “suçun şahsiliği” ilkesi rafa kaldırılmış durumda. Cezaevlerinde anneleriyle büyüyen bebekler, tahliye edilmeyen hasta ve yaşlılar; birer adli vaka değil, toplumsal vicdanımızdaki derin yaralardır.

Hükümet, kaybettiği o 10 milyonluk “mağdurlar bloğunun” yarattığı boşluğu, şimdi kurgusal dosyalarla muhalefeti susturarak veya İmralı’dan medet umarak kapatmaya çalışıyor. Oysa Türk tarihinin en büyük dersi şudur: Halk, kendisine sırt dönen iktidara, sandıkta şefkat duyduğu yeni bir limanla cevap verir.

1950’de de böyle oldu, 2002’de de… Şimdi 2028’e giden yolda, 10 milyonluk o “sessiz ve küskün” kitle bir nirengi noktası arıyor. İşte bu noktada, hem 28 Şubat’ın zulmünü yaşamış hem de KHK hukuksuzluğunu iliklerine kadar hissetmiş, “intikam değil restorasyon” diyen sesler, Anadolu’da bir uğur böceği gibi kanat çırpmaya başladı.

Atatürk’ün dediği gibi; “Yılmış, yorulmuş ve küsmüş bir halkı hareket ettirmek” en zorudur ama hareket eden o halk, bu ülkenin asıl mimarıdır.

Bugün ekonomi ve adalet yolun sonuna gelmiş olabilir. Ama unutmayın; her son, yeni bir başlangıcın habercisidir. Eğer Türkiye, içerideki bu yargı sopasını rafa kaldırır, suçsuz olanı kucaklar ve maddi delile dayalı bir adalet sistemine geri dönerse; o zaman dışarıdaki küresel fırtınadan sadece sağ çıkmaz, o fırtınanın yönünü belirleyen güç olur.

Aksi takdirde, okyanusun ötesindeki o büyük çatlak, bizim içimizdeki fay hatlarını tetiklemekten başka bir işe yaramayacaktır.

Vakit, intikam vakti değil; devleti yeniden hukuk rayına oturtma vaktidir.

İstanbul Üniversitesi & Tarih - Liberal TR Haber & Editör & Yazar
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.