İnsanlığın Vicdan Sınavı: Hocalı ve Hafızanın Sorumluluğu
Tarih, yalnızca zaferlerin değil; acıların da kaydını tutar. Bazı olaylar vardır ki üzerinden yıllar geçse de etkisi azalmaz, tam tersine insanlığın vicdanında daha derin bir iz bırakır. Hocalı’da yaşananlar da bu kara sayfalardan biridir.
Hocalı’da hayatını kaybeden siviller, yalnızca bir çatışmanın değil; uluslararası hukukun, insan haklarının ve temel insani değerlerin ağır biçimde ihlal edildiği bir trajedinin kurbanlarıdır. 34 yıl sonra hâlâ konuşuluyor olması, meselenin siyasi değil, insani bir boyuta sahip olduğunu gösteriyor. Çünkü sivillerin, kadınların, çocukların ve yaşlıların hedef olduğu her olay, hangi coğrafyada yaşanırsa yaşansın, insanlığın ortak meselesidir.
Liberal düşünce geleneği, bireyin yaşam hakkını en temel değer olarak görür. Devletlerin, ideolojilerin ya da güç mücadelelerinin üzerinde bir hak vardır: yaşama hakkı. Bu hak ihlal edildiğinde, sadece bir toplum değil, tüm insanlık yara alır. Hocalı’da kaybedilen canlar, bu evrensel değerin hatırlatıcılarıdır.
Bugün 34. yıl dönümünde yapılması gereken şey, acıyı siyasi tartışmalara indirgemek değil; adalet, şeffaflık ve uluslararası hukuk çerçevesinde geçmişle yüzleşme kültürünü güçlendirmektir. Çünkü yüzleşme olmadan iyileşme, hafıza olmadan barış mümkün değildir. Unutmak, benzer acıların tekrarına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle hafıza, yalnızca geçmişi korumak için değil, geleceği güvence altına almak için de gereklidir.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü kardeşlik bağı, yalnızca diplomatik bir ilişki değil; ortak tarih, ortak kültür ve ortak acıların da şekillendirdiği bir dayanışmadır. Bu dayanışmanın en anlamlı yönü ise acıyı siyaset üstü bir insanlık meselesi olarak görmesidir.
Hocalı’da hayatını kaybedenleri saygı ve rahmetle anarken, mesajımız nettir:
İnsan hayatı kutsaldır. Siviller hedef olamaz. Adalet ertelenemez. Hafıza susturulamaz.
Unutmadık. Unutturmayacağız. 🇹🇷🇦🇿
— Liberal TR Haber