Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Fe-MOF yapısının prostat kanseri hücre canlılığını belirgin şekilde azalttığı, potansiyel tedavi uygulamaları ve mekanizmalarının değerlendirildiği profesyonel çalışma.
Biruni Üniversitesi ile Martin Luther Üniversitesi Halle-Wittenberg iş birliğinde yürütülen araştırmada üç farklı demir tabanlı metalorganik çerçeve (Fe-MOF) esaslı nanomalzemenin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri incelendi ve PC-3 prostat kanseri hücreleri üzerindeki etkileri karşılaştırıldı.
Çalışmada kimyasal yapıları birbirinden farklı üç Fe-MOF nanomalzeme sentezlendi. Bu yapıların şekli, ışık ve manyetik alanla etkileşimi değerlendirildikten sonra hücre canlılığı deneyleri ile etki düzeyleri ölçüldü.
Doç. Dr. Zihni Onur Çalışkaner, belirli doz ve süre kombinasyonlarında bir yapının PC-3 hücrelerinin canlılığını kontrol grubuna göre neredeyse tamamen azalttığını bildirdi. Aynı şartlarda normal prostat hücrelerinin bazı uygulamalarda daha düşük düzeyde etkilendiği, dolayısıyla söz konusu nanomalzemenin kanser hücrelerinde daha güçlü hücre öldürücü etki gösterdiği belirtildi.
Araştırmada ayrıca Fe-MOF yapıların doksorubisin ile birlikte uygulanmasının ve dışarıdan uygulanan manyetik alanın etkileri de değerlendirildi. Bazı deneylerde nanomalzeme ve doksorubisinin birlikte uygulandığında prostat kanseri hücrelerinin canlılığında değişen oranlarda azalma görüldü.
Çalışkaner manyetik alan uygulamasının özellikle yüksek dozlarda ve uzun sürelerde PC-3 hücre hattı üzerindeki anti-proliferatif etkiyi artırabildiğini, üretilen farklı Fe-MOF yapıların manyetik alana farklı yanıt verdiğini ve 48 saatlik uygulamalarda canlılıktaki azalmanın daha belirgin hale geldiğini aktardı.
Prof. Dr. Zehra Durmuş, nanomalzemenin üretiminde kullanılan demir kaynağı ve bağlayıcı moleküldeki değişikliklerin malzemenin yapısını, parçacık oluşumunu, optik özelliklerini ve hücrelerle ilişkisini etkilediğini belirtti. Aynı temel malzeme grubunda yapılan küçük yapısal farklılıkların biyolojik etkiyi değiştirebileceği vurgulandı.
Her iki araştırmacı da elde edilen bulguların laboratuvar ortamındaki deneysel ön veriler olduğunu, doğrudan tedavi sonucu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ve etkinin sağlıklı hücreler ile canlı modellerde ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiğini belirtti.
Çalışma ACS Omega dergisinde yayımlandı ve araştırmaya Gebze Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden Gizem Kugu ile Martin Luther Üniversitesi Halle-Wittenberg’den Roberto Köferstein, Titus Lindenberg ve Prof. Dr. A. Wouter Maijenburg katkı verdi.
Fe-MOF yapılarının yapısal farklılıklarının nanomalzemenin hücrelerle ilişkisini belirgin şekilde etkilediği tespit edildi; bu durum, biyomedikal uygulamalarda nanomalzeme tasarımının hedefe yönelik etkinlik için belirleyici olduğunu gösteriyor. Manyetik alan etkisi ve doksorubisin ile birlikte uygulamada görülen değişen yanıtlar, kombinasyon stratejilerinin araştırılması gerektiğini ortaya koyuyor. Ancak bulguların yalnızca in vitro ön veriler olması, klinik uygulamaya yönelik sonraki aşamalarda sağlıklı hücreler ve in vivo modellerde detaylı doğrulama gerektirdiğini vurguluyor.
Kaynak: İHA