Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Biliyorum, siz de bıktınız.
Ne yalan söyleyeyim, ben de bıktım. Hatta yoruldum.
Dile kolay…
Çok zor şeyler yaşadık. Çok şey gördük, çok şey duyduk. İnsanız neticede; yoruluyoruz, kırılıyoruz, bazen umudumuzu kaybediyoruz.
Ama yine de düşünmekten, sormaktan ve doğruyu aramaktan vazgeçmemek gerekiyor.
Çünkü akıl başka, zekâ başkadır.
Zekâ; insanın öğrenme, kavrama, muhakeme etme, problem çözme ve yeni durumlara uyum sağlama kapasitesidir.
Akıl ise sahip olduğumuz bu zihinsel gücü yerinde kullanabilmektir. Doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, adalet ile haksızlığı ayırt edebilmek ve buna göre hüküm verebilmektir.
Bugün Türkiye’de yaşananlara şöyle bir bakın.
Adaleti, hukuku, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı, ifade özgürlüğünü, kadın cinayetlerini, çocuk ölümlerini, depremzedenin feryadını, cezaevlerini, yüz binlerce kamu çalışanının ihracını, askerî okul öğrencisi annelerin çığlığını duymak…
Çiftçinin, hayvancının, emeklinin, işçinin hâlini görmek…
Bütün bunları fark etmek için gerçekten üstün bir zekâya mı ihtiyaç var?
Hayır!
Biraz akıl, biraz vicdan yeter.
Mesele sadece iktidar da değil.
Meclis’te “muhalifçilik” oynayanlar, dün söylediklerinin bugün tersini yapanlar, seçmenin emanetiyle başka hesapların peşine düşenler de aynı problemin bir parçasıdır.
Siyasette fikir değişebilir.
İnsan zaman içinde düşüncesini değiştirebilir. Yeni bilgiler öğrenebilir, farklı bir değerlendirmeye ulaşabilir. Bunda garip bir şey yok.
Ama ilke değiştiğinde insan ister istemez sormadan edemiyor:
Değişen fikir mi, menfaat mi?
Asıl mesele burada.
Adalet, bize lazım olduğunda adalet değildir.
Hukuk, sadece bizim hakkımızı koruduğunda hukuk değildir.
Özgürlük, yalnızca bizim konuşabilmemiz değildir.
Demokrasi, sadece bizim kazandığımızda anlamlı değildir.
Devlet de yalnızca bize yakın olduğunda devlet değildir.
Devlet; herkes için devlettir.
Adalet; herkes için adalettir.
Hukuk; herkes için hukuktur.
Türkiye ise hepimizindir.
Bunları görmek için olağanüstü bir zekâ gerekmiyor.
İnsanların yaşadığı acıları anlamak, haksızlığa uğrayanın kimliğine bakmadan “Bu doğru değil” diyebilmek, dün savunduğumuz ilkeyi bugün de savunabilmek için üstün zekâ testlerine girmemize gerek yok.
Biraz akıl…
Biraz vicdan…
Biraz da tutarlılık.
Zekânın türlerine gerek yok.
“Sınır zekâ olmak bile yeter” diyelim ve konuyu kapatalım.
Ha gayret!