Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
6 Eylül 1955.
Mithat Perin’in İstanbul Ekspres gazetesi, normalde birkaç bin basarken o gün tam 290 bin nüsha çıkardı.
Manşet netti ve kitleleri galeyana getirmek için seçilmişti: “Atamızın Evi Bombalandı.”
Selanik’ten gelen bu haber, İstanbul sokaklarında dalga dalga yayıldı.
Oysa patlayan, sadece bir ses bombasıydı; Atatürk’ün doğduğu evin ise yalnızca camları kırılmıştı.
Gerçek sonradan anlaşılacaktı.
O bomba, Türkiye’deki kamuoyunu Kıbrıs meselesinde hareketlendirmek için kurgulanmış bir tertipten ibaretti.
Selanik’teki konsolosluk kavası Oktay Engin ve Türk öğrenci Salih Yaprak vasıtasıyla patlatılan o fitil, İstanbul’da büyük bir felaketin kapısını araladı.
Fakat haberin yalanı ortaya çıkana kadar, iş işten çoktan geçmişti.
Önceden hazırlanmış listeler, kamyonlarla taşınan sopalı gruplar ve kırmızı boyayla işaretlenmiş kapılar…
Ellerinde Türk bayraklarıyla sokaklara dökülen kitleler, “Atamızın evini bombaladılar” çığlıklarıyla komşularının evlerine ve dükkanlarına saldırdı.
Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli ve Kadıköy bir gecede cehenneme döndü.
Yalnızca Rumlar değil; Ermeniler ve Yahudiler de bu organize nefretin hedefi oldu.
Kumaş ruloları İstiklal Caddesi boyunca nehir gibi aktı.
Piyanolar sokaklara fırlatıldı, kiliseler yakıldı, mezarlıklar tahrip edildi.
O gece kırılan, sadece vitrin camları değildi.
Bu toprakların asırlık ortak yaşam kültürü, komşuluk hukuku ve İstanbul’un harcı parça parça edildi.
Sabah olduğunda bilanço ağırdı: Binlerce yağmalanmış iş yeri, yıkılmış evler, tahrip edilmiş kutsal mekânlar ve dökülen kan.
Selanik’teki o “bomba” haberiyle başlayan süreç, İstanbul Rumlarının kitlesel olarak bu ülkeyi terk etmesine yol açtı.
Şehir, en renkli, en zengin damarlarından birini o gün kaybetti.
6-7 Eylül, kışkırtılmış bir yalanın toplumsal bir hafıza kaybına ve utanca nasıl dönüşebileceğinin en acı vesikasıdır.
Yalan haberlerin gölgesinde hırpaladığımız o komşulukları ve kaybettiğimiz zenginliği hatırlamak, bugün hâlâ en büyük ödevimizdir.