Sermaye Piyasalarında Vicdan Sınavı: 18.5 Milyar Dolarlık Fon Vurgunu ve Ayrıcalıklı Çıkışlar

Sermaye Piyasalarında Vicdan Sınavı: 18.5 Milyar Dolarlık Fon Vurgunu ve Ayrıcalıklı Çıkışlar
Yayınlama: 04.10.2026
A+
A-

Gökhan Turhan yazdı…

Türkiye’nin sermaye piyasaları son yılların en büyük sarsıntılarından birini yaşıyor.

“Yatırımcıyı koruyoruz, borsayı büyütüyoruz” söylemlerinin arkasında, 18.5 milyar dolarlık fon büyüklüğünün nasıl bir buharlaşma hikâyesine dönüştüğü tartışılıyor.

Yüz binlerce küçük yatırımcı ise banka önlerinde birikimlerine ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

Ancak mesele artık yalnızca bir “borsa vurgunu” ya da sıradan bir dolandırıcılık iddiası olarak görülemeyecek kadar büyümüş durumda.

İddiaların ve soruşturma dosyalarının ucunun iktidar koridorlarına, eski bakanların çocuklarına ve kriz anında zamanlaması dikkat çeken çıkışlara kadar uzanması, sermaye piyasalarındaki adalet tartışmasını daha da derinleştiriyor.

Piyasada paranın değer kaybettiği, enflasyonun birikimleri erittiği dönemler, kolay kazanç vaatlerini daha cazip hale getiriyor. Tam da böyle dönemlerde sistemin açıklarını bilenler ile küçük yatırımcı arasındaki makas daha fazla açılıyor.

Son dönemde sermaye piyasalarını sarsan ve yaklaşık 18.5 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığı belirtilen fon vurgunu iddiaları da bu nedenle yalnızca finansal bir mesele olarak değerlendirilmiyor.

Çünkü burada kaybedilen yalnızca para değil.

Güven de kaybediliyor.

Halka arzlarla piyasaya giren milyonlarca küçük yatırımcı, tasarruflarını değerlendirmek için sermaye piyasalarına yöneldi. Aracı kurumlar ve portföy yönetim şirketleri üzerinden kurulan sistemlere güvenen yatırımcılar, bugün yaşanan krizle birlikte büyük bir belirsizliğin içinde kaldı.

Bir tarafta birikimlerinin eridiğini gören küçük yatırımcılar var.

Diğer tarafta ise sistem çökerken parasını kurtardığı öne sürülen kişiler bulunuyor.

İşte asıl soru burada başlıyor:

Herkes aynı piyasada mı oynadı?

Kriz ortaya çıkmadan hemen önce bazı kişilerin fonlardan çıkabildiği ya da belirli hisselerde milyarlık satışlar gerçekleştirdiği yönündeki iddialar, kamuoyundaki tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Eğer gerçekten böyle bir zamanlama söz konusuysa, bunun nasıl gerçekleştiğinin bütün ayrıntılarıyla ortaya konulması gerekiyor.

Çünkü küçük yatırımcı için birkaç dakikanın bile büyük önem taşıdığı bir piyasada, krizden hemen önce gerçekleşen milyarlık işlemler doğal olarak soru işaretleri yaratıyor.

Sermaye piyasalarında adalet duygusu, yalnızca kuralların yazılı olmasına bağlı değildir. Kuralların herkese eşit uygulanması gerekir.

SPK tarafından fahiş kazanç elde ettiği belirtilen kişiler için gündeme getirilen “İsteğe Bağlı İade Hesapları” formülü de tartışmaların odağında.

Bu uygulamanın amacı ne olursa olsun, kamuoyundaki rahatsızlığın ortadan kalkmadığı görülüyor.

Tam tersine, bu yöntemin suçun üzerinin örtülmesine hizmet edip etmeyeceği yönündeki tartışmalar daha da büyüyor.

Burada temel mesele çok açık: Haksız kazanç varsa bunun kaynağı, yöntemi ve sorumluları ortaya çıkarılmalıdır.

Sermaye piyasalarında güven bir kez sarsıldığında, onu yeniden inşa etmek kolay değildir.

Vatandaş borsaya yatırım aracı olarak değil, “kumarhane” olarak bakmaya başlarsa, bunun ekonomik sonuçları da ağır olur.

Çünkü sermaye piyasalarının temelinde yalnızca para yoktur.

Tasarruf vardır.

Yatırım vardır.

Ve her şeyden önce güven vardır.

İktidar kanadından “İster borsa oyunlarıyla, ister yolsuzlukla her kim milletin hakkına el uzatırsa karşısında bizi bulur” açıklamaları yapılması da bu nedenle tek başına yeterli değildir.

Kamuoyunun görmek istediği şey açıklama değil, bütün soruların yanıtlanmasıdır.

Soruşturma dosyalarında ve iddialarda siyasi figürlerin ve yakınlarının isimlerinin gündeme gelmesi, tartışmayı finans piyasalarının çok ötesine taşıyor.

Yurt dışı çıkış yasakları, geciken adli adımlar ve “ayrıcalıklı çıkış” iddiaları açıklığa kavuşturulmadığı sürece soru işaretleri ortadan kalkmayacaktır.

Çünkü vatandaşın sorduğu soru aslında son derece basit:

Hukuk herkes için aynı mı?

Eğer sermaye piyasalarında bazı kişiler diğerlerinden daha avantajlı bir konuma sahipse, burada yalnızca finansal bir problemden söz edemeyiz.

Adalet duygusunun kendisi de zarar görür.

Bugün yaşanan kriz, yalnızca kaybolduğu belirtilen milyarlarca doların meselesi değildir.

Asıl mesele, insanların yıllarca biriktirdiği paraya duyduğu güvenin sarsılmasıdır.

Bir vatandaş parasını bankaya, fona veya borsaya yatırdığında sistemin kurallarına güvenmek ister.

İçeriden bilgi alanların, siyasi bağlantıları bulunanların veya krizden önce çıkış yaptığı iddia edilenlerin avantaj sağladığı düşüncesi bile bu güveni yıkmaya yeter.

Küçük yatırımcı ekranın karşısında “Param bu akşam ne olacak?” diye beklerken, başka birilerinin sistemin açıklarından yararlanarak servetini koruduğu düşüncesi kabul edilemez.

Sermaye piyasalarının geleceği yalnızca yeni düzenlemelerle belirlenmeyecek.

Asıl belirleyici olan, adalet duygusunun yeniden tesis edilip edilemeyeceğidir.

Çünkü sermaye piyasalarının temeli paradan önce güvendir.

Güven yoksa yatırım yoktur.

Adalet yoksa güven yoktur.

Ve güven bir kez yıkıldığında, geriye yalnızca 18.5 milyar dolarlık olduğu belirtilen bir enkaz değil, çok daha ağır bir toplumsal maliyet kalır.

İstanbul Üniversitesi & Tarih - Liberal TR Haber & Editör & Yazar
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.