Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Özel eğitim merkezindeki darp iddiasına ilişkin aile ve dernek, güven için kamerayla şeffaflık talep ediyor.
Elazığ’da otizm ve epilepsi tanısı olan 14 yaşındaki down sendromlu Muhammed Cüneyt Yalçın’ın eğitim gördüğü özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde darp edildiği iddiası, aileyi ve Türkiye Down Sendromu Derneği’ni adliye önüne taşıdı. Olay sonrası alınan darp raporu ve başlatılan adli süreç aile tarafından savcılığa taşındı; dernek yetkilileri sınıflara kamera yerleştirilmesi talebini yineledi.
Olayın aile tarafından fark edilmesi, kurum yetkililerinin durumu bildirmesiyle başladı. Baba Mehmet Yalçın, çocuğunun ense, sırt ve omuz bölgesinde darp izleri gördüğünü belirleyip Fırat Üniversitesi Hastanesi’ne giderek darp raporu aldı. Ardından Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Dernek adına açıklama yapan Türkiye Down Sendromu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Avukat Cansu Korkmaz, iddianın başka bir özel öğrencinin olaya karıştığı yönünde olsa da kurumun ciddi ihmali bulunduğunu söyleyerek, sınıflara kamera takılmasının hem failin tespiti hem de benzer olayların önlenmesi açısından hayati olduğunu vurguladı.
Elazığ Valiliği de İl Milli Eğitim Müdürlüğü aracılığıyla idari soruşturma başlatılacağını duyurdu. Korkmaz, savcılığın delil toplama aşamasında olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın etkin bir soruşturma yürüteceğine dair inançlarının tam olduğunu ifade etti.
Baba Mehmet Yalçın ise, benzer mağduriyetlerin engellenmesi için merkezlerde şeffaflık ve denetim istedi. Yalçın, sınıflarda ve koridorlarda kamera bulunmadığını, olayın kısa sürede tek bir özel çocuğun yapamayacağı nitelikte olduğunu belirtti ve çalışanların psikolojik olarak denetlenmesini talep etti.
Basın açıklamasına Elazığ Down Sendromlular Derneği Başkanı Fethi Ahmet Balın, Türkiye Sakatlar Derneği Elazığ Şube Başkanı Metin Fırat ve down sendromlu çocukları olan aileler katıldı.
Bu tür iddialar, özel eğitim kurumlarındaki denetim mekanizmalarının ve şeffaflığın eksikliğini yeniden gündeme taşıyor. Eğitimde izleme ve şeffaflık uygulamaları, yalnızca olay anının tespiti için değil; öğretmen-stajyer seçiminden çalışma koşullarına kadar geniş bir önleyici politikalar setine işaret ediyor. Kamera uygulamaları teknik olarak tartışmalı olsa da, uygun veri koruma ve gözetim düzenlemeleriyle hassas grupların korunması önceliklendirilmelidir.
Aynı zamanda, bu vakalar ailelerin kurumlara güvenini zedeleyerek özel eğitim talebinde tereddüt yaratabilir; bu da hem bireysel eğitim hakkını hem de kurumların finansal sürdürülebilirliğini etkileyebilir. Bu nedenle idari ve adli süreçlerin hızlı ve şeffaf yürütülmesi, toplumsal güvenin yeniden tesisinde belirleyici olacaktır.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)