Liberal Parti Lideri Zübeyir Gülabi: Fon Soygunundan Sivil Toplumun Çöküşüne Çürümüş Düzen Manifestosu

Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, 19 Ekim tarihli basın açıklamasında fon mağduriyetlerinden yargı bağımsızlığına, belediyelere yönelik operasyonlardan cemaatlerin ve sivil toplum kuruluşlarının özerkliğine kadar birçok başlığı ele aldı. Kamu kurumlarının hesap verebilir olması ve vatandaşların mülkiyet haklarının korunması gerektiğini vurgulayan Gülabi, siyasi nüfuz sahiplerine ayrıcalık tanınmasına karşı çıktı. Türkiye’nin hukuk, adalet ve özgürlük temelinde yeniden inşa edilmesi çağrısı yapan Gülabi, “Çürümüşlüğe teslim olmayacağız” dedi.

Liberal Parti Lideri Zübeyir Gülabi: Fon Soygunundan Sivil Toplumun Çöküşüne Çürümüş Düzen Manifestosu
Yayınlama: 20.10.2026
A+
A-

Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, 19 Ekim 2026 tarihli basın açıklamasında fon mağduriyetlerinden yargı bağımsızlığına, belediyelere yönelik operasyonlardan sivil toplumun siyasallaşmasına kadar Türkiye’nin temel sorunlarını gündeme taşıdı. Gülabi, kamu kurumlarının denetlenmesi, vatandaşın mülkiyet hakkının korunması ve seçmen iradesine saygı gösterilmesi çağrısı yaparak, “Çürümüşlüğe teslim olmayacağız” dedi.

Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, Türkiye’nin yalnızca ekonomik krizle değil; hukuka güvenin, siyasi ahlakın, toplumsal dayanışmanın ve devlet kurumlarına duyulan inancın sarsıldığı çok yönlü bir yönetim kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti. “Fon Soygunundan Sivil Toplumun Çöküşüne: Çürümüş Düzene Manifesto” başlıklı açıklamasında Gülabi, mevcut sorunların münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini savunarak, “Burada artık münferit olaylardan değil, sistemik bir çürümeden söz etmek gerekir” ifadelerini kullandı.

Uzun süre iktidarda kalmanın devlet yönetiminde başarıyla eş tutulmasını eleştiren Gülabi, iktidarın devletle özdeşleştirilmesinin toplumsal ayrışmayı derinleştirdiğini, ahlaki değerleri aşındırdığını ve güven yerine korku ürettiğini ileri sürdü. Türkiye’nin ihtiyacının mevcut düzeni geçici çözümlerle ayakta tutmak değil, hukuk, adalet ve özgürlük temelinde yeniden inşa etmek olduğunu vurguladı.

Fon mağduriyetleri için SPK ve kamu kurumlarına soru

Gülabi’nin açıklamasında öne çıkan başlıklardan biri, yatırım fonları üzerinden yaşandığını belirttiği mağduriyetler oldu. Vatandaşların yıllarca çalışarak biriktirdiği paraları kaybetmesinin yalnızca ekonomik bir zarar olmadığını ifade eden Gülabi, bunun emeğe, mülkiyet hakkına ve devlete duyulan güvene yönelik ağır bir darbe olduğunu söyledi.

Geçmişte Türkiye’nin Uluslararası Para Fonu’na (IMF) olan 23 milyar dolarlık borcunun ödenmesinin siyasi başarı olarak sunulduğunu hatırlatan Gülabi, bugün kamuoyuna yansıyan fon ve yatırım mağduriyetlerinin büyüklüğüne dikkat çekti. Fon piyasalarında yaşanan kayıpların bütün boyutlarıyla araştırılması ve sorumluların kim olursa olsun yargı önüne çıkarılması gerektiğini belirtti.

Gülabi, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Borsa İstanbul (BİST), Finansal İstikrar Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Hazine ve Maliye Bakanlığına yönelik sorular yöneltti. Risk işaretlerinin zamanında tespit edilip edilmediğini, tespit edildiyse neden etkili müdahalede bulunulmadığını ve siyasi nüfuz sahibi kişilerin korunup korunmadığını sorguladı.

Mağdur edilen vatandaşların zararlarının giderilmesi için hangi somut adımların atıldığının açıklanmasını isteyen Gülabi, sıradan vatandaşın birikimlerini koruyamayan, ancak güçlü çevrelerin çıkarlarını koruyan bir sistemde denetim eksikliğinin ötesinde bir sorun bulunduğunu savundu.

Gülabi, bu konudaki taleplerini şu sözlerle özetledi: “Siyasi nüfuz sahiplerine ayrıcalık değil, bütün vatandaşlara eşit hukuk!”

Cemaatler ve sivil toplum üzerindeki siyasi baskı eleştirisi

Gülabi, iktidara yakın olmanın avantaj, eleştirel mesafe koymanın ise cezalandırılma nedeni hâline geldiği bir siyasi ortamın partilerin, dinî cemaatlerin ve sivil toplum kuruluşlarının özerkliğini zedelediğini ileri sürdü.

Daha önce ahlak, hizmet ve kardeşlik etrafında bir araya gelen toplulukların zamanla güç, nüfuz ve rant mücadelelerine sürüklenebildiğini belirten Gülabi, Erenköy çevresinden yükselen eleştiriler ile Safa Vakfı üzerinden yaşanan tartışmaları bu yozlaşmanın göstergeleri arasında saydı.

Dinî ve ahlaki değerlerin siyasi iktidar mücadelelerine araç edilmesine karşı olduklarını vurgulayan Gülabi, cemaatlerin, vakıfların ve sivil toplum kuruluşlarının bağımsızlığının korunması gerektiğini belirtti.

Gülabi, devletin görevinin toplumsal yapıları kendisine bağlamak veya bölmek olmadığını ifade ederek, “Devlet, cemaatleri kendisine bağlamak ve bölmek için değil; her bir bireyin hukuk içinde özgürce örgütlenmesini sağlamak için vardır” dedi.

İstanbul’daki bina çökmeleri ve yağış kaynaklı can kayıpları

Açıklamasında İstanbul’daki yapı güvenliği, altyapı ve denetim sorunlarına da yer veren Gülabi, Maltepe’de kendiliğinden çöken bir binada beş kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. İstanbul’un uzun yıllardır süren yönetim anlayışı nedeniyle yapı güvenliği, yol sorunları ve sel felaketleriyle karşı karşıya kaldığını savundu.

Son yağışlarda altı kişinin daha hayatını kaybettiğini ifade eden Gülabi, bu olayların yalnızca doğal koşullarla açıklanamayacağını, altyapı eksiklikleri ve denetim sorunlarının da sorgulanması gerektiğini dile getirdi.

Bir binanın yalnızca tek bir olay nedeniyle çökmediğini, yıllarca ihmal edilen bakımın, görmezden gelinen çatlakların ve denetimsizliğin yıkıma zemin hazırladığını belirten Gülabi, aynı yaklaşımın devlet yönetimi için de geçerli olduğunu söyledi.

Gülabi, kurumları ayakta tutanın yöneticilerin iyi niyeti değil, kötü niyetli yöneticilerin sistemi istismar etmesini önleyen kurallar olduğunu vurguladı. Dere yataklarının imara açılması ve altyapının ihmal edilmesi durumunda yağışların felakete dönüşebileceğini belirterek, sorunun yalnızca yağmurda değil, denetim mekanizmalarındaki aksaklıklarda aranması gerektiğini savundu.

Liberal Parti lideri, “Biz kişilere bağlı keyfî bir yönetim değil, kurallara bağlı bir devlet düzeni istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Belediyelere yönelik operasyonlar ve seçmen iradesi

Gülabi, seçilmiş belediye başkanları hakkında ciddi suç iddiaları bulunması durumunda soruşturma yürütülmesine karşı olmadıklarını, ancak hukuki süreçlerin siyasi rakipleri tasfiye etmek veya muhalif belediyeleri ele geçirmek için kullanılmaması gerektiğini belirtti.

Seçimlerin anlamının yalnızca sandığın kurulmasıyla sınırlı olmadığını ifade eden Gülabi, sandıktan çıkan iradenin hukuk çerçevesinde korunmasının demokratik sistemin temel şartlarından biri olduğunu söyledi.

Adana Çukurova Belediyesine yönelik operasyon ve gözaltıların bağımsız yargı ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini kaydeden Gülabi, Adana ve Mersin’de 2024 yerel seçimlerinde iktidarın belde belediyesi kazanamamasına da dikkat çekti.

Seçimlerde iktidara destek vermeyen kentlerin cezalandırılamayacağını savunan Gülabi, belediyelerde yolsuzluk varsa hukukun gereğinin yapılması gerektiğini, ancak belediye yönetimlerine siyasi müdahalede bulunulmasının millî iradeye zarar vereceğini ileri sürdü.

Gülabi, seçilmiş olmanın kimseye hukuk karşısında ayrıcalık tanımaması gerektiğini belirtirken, soruşturmaların siyasi mühendislik aracına dönüştürülmesine de karşı çıktı.

Ekrem İmamoğlu sürecinde yargı bağımsızlığı vurgusu

Türkiye’deki siyasi gerilimin önemli başlıklarından birinin Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen yargı süreçleri olduğunu belirten Gülabi, açıklamasında İmamoğlu’nun tutukluluk durumunu yargı bağımsızlığı ve seçilmiş yöneticilerin hukuki güvenceleri açısından değerlendirdi.

İmamoğlu’nun bir buçuk yıldır tutuklu bulunduğunu ifade eden Gülabi, meselenin yalnızca bir kişinin hukuki durumundan ibaret olmadığını savundu. Yargılamalarda evrensel hukuk ilkelerinin esas alınması gerektiğini belirterek, tutuksuz yargılamanın temel yaklaşım, tutukluluğun ise istisna olması gerektiğini dile getirdi.

Makul sürede yargılanma hakkına ve masumiyet karinesine titizlikle uyulması çağrısı yapan Gülabi, yargının siyasi iktidarın muhaliflerini cezalandırma aracı hâline getirilmemesi gerektiğini söyledi.

Gülabi’ye göre adalet, iktidar sahiplerinin yakınlarına tanıdığı bir ayrıcalık veya siyasi rakiplerine uyguladığı bir ceza değil, herkesin eşit biçimde tabi olduğu hukuk düzenidir.

Süleymancılar ve diğer dinî topluluklara yönelik soruşturmalar

Süleymancılar cemaatine yönelik başlatılan operasyonları da değerlendiren Gülabi, suçla mücadele ile toplumsal grupları siyasi amaçlarla hedef almak arasında açık bir ayrım yapılması gerektiğini belirtti.

Süleymancılar, Furkan Cemaati veya başka bir topluluğa mensup olmanın tek başına suç şüphesi oluşturamayacağını vurgulayan Gülabi, soruşturmaların soyut aidiyetlere değil, somut suç fiillerine dayanması gerektiğini ifade etti.

Bağımsız yargı denetiminin önemine dikkat çeken Gülabi, iktidara yakınlık veya uzaklığın soruşturmaların belirleyici ölçütü hâline getirilmesinin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacağını savundu.

Azerbaycan ilişkileri ve bağımsız dış politika çağrısı

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî ve stratejik bağların önemini vurgulayan Gülabi, gerçek dostluğun karşılıklı egemenliğe saygı ve samimiyet temelinde kurulması gerektiğini belirtti.

Azerbaycan’daki okullarda başörtüsüne yönelik kısıtlamalar hakkındaki tartışmaların din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde ele alınmasını isteyen Gülabi, eğitim kurumlarındaki kıyafet düzenlemeleriyle temel insan haklarının sınırlandırılmasının birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin dış politikasının başka ülkelerin bölgesel tercihlerine göre şekillendirilmemesi gerektiğini savunan Gülabi, her iki ülkenin de ulusal çıkarlarını bağımsız biçimde değerlendirme hakkına sahip olduğunu söyledi.

Açıklamasında yurt dışında faaliyet gösteren Türk sivil toplum kuruluşlarının konumuna da değinen Gülabi, geçmişte Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) bünyesinde görev yapan isimler üzerinden somut delil olmadan istihbarat senaryoları üretilmesini eleştirdi.

Türk sivil toplum kuruluşlarının yalnızca Türkiye ile bağları bulunduğu için devletin istihbarat uzantıları gibi değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Gülabi, sivil toplumun gücünün bağımsızlığından kaynaklandığını vurguladı. Gönüllü faaliyetlerin resmî talimatlara bağlanmasının Türkiye’nin uluslararası itibarına zarar verebileceğini ifade etti.

Liberal Parti’nin çözüm önerileri: Hukuk, şeffaflık ve hesap verebilirlik

Türkiye’nin yaşadığı sorunların tek bir kişiye veya kuruma bağlanmasının yeterli olmadığını belirten Gülabi, asıl sorunun siyasi gücü denetleyen ve sınırlayan mekanizmaların zayıflaması olduğunu savundu.

Liberal Parti olarak çözümün kişilere bağlı iktidar anlayışından kurallara bağlı devlet düzenine geçmekten geçtiğini belirten Gülabi, altı temel başlıkta reform çağrısı yaptı:

  • Hukukun üstünlüğü: Yargı bağımsızlığının eksiksiz sağlanması ve siyasi davalarda hukuka aykırı uygulamaların sona erdirilmesi.
  • Kamuda hesap verebilirlik: İhale süreçlerinin, kamu harcamalarının ve denetim raporlarının şeffaf biçimde kamuoyuna açılması.
  • Sivil toplumun özerkliği: Dinî cemaatlerin, vakıfların ve derneklerin baskıdan uzak, yasal çerçevede faaliyet göstermesi.
  • Mülkiyet hakkının güvence altına alınması: Vatandaşların birikimlerinin, işletmelerinin ve yatırımlarının hukuki koruma altında tutulması.
  • Millî iradeye saygı: Seçilmiş yöneticilerin hukuk önünde hesap verirken seçmen iradesinin siyasi müdahalelerden korunması.
  • Bağımsız dış politika: Uluslararası ilişkilerin emir-komuta anlayışıyla değil, karşılıklı saygı ve ulusal çıkarlar doğrultusunda yürütülmesi.

Gülabi: Çürümüşlüğe teslim olmayacağız

Basın açıklamasının sonunda Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu temel değerlerin korku değil güven, ayrıcalık değil eşitlik, sadakat testleri değil liyakat ve kişilere göre değişen uygulamalar değil herkese eşit işleyen hukuk olduğunu belirten Gülabi, sorunların kaynağının sürekli dış güçlerde veya yeni düşmanlarda aranması yerine sistemi üreten mekanizmaların değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Liberal Parti’nin herhangi bir kişi veya grubun düşmanı olmadığını vurgulayan Gülabi, farklı toplumsal yapıların özgürce var olabildiği ve kimsenin kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir Türkiye hedeflediklerini ifade etti.

Özgürlük olmadan adaletin, adalet olmadan toplumsal barışın ve hukuk olmadan kalıcı refahın mümkün olmadığını belirten Gülabi, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Çürümüşlüğe teslim olmayacağız! Hukuku, özgürlüğü ve refahı yeniden inşa edeceğiz. Devletin gücü vatandaşın özgürlüğünü korumak içindir; vatandaşın özgürlüğü ise hiçbir iktidarın lütfu değildir!”

Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi’nin 19 Ekim 2026 tarihli basın açıklaması, fon mağduriyetlerinden sivil toplumun bağımsızlığına, yargı süreçlerinden belediyelerin yönetimine ve dış politikaya kadar uzanan geniş bir alanda hukuk devleti, hesap verebilirlik ve bireysel özgürlükler temelinde değişim çağrısı içeriyor.

Türkiye ve dünya gündemine dair gelişmeleri, objektif ve ilkeli bir bakış açısıyla okuyucuya ulaştıran dijital haber platformu. Liberal TR Haber Merkezi.
Bir Yorum Yazın


Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.