Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Dünya, 2026’nın Nisan sabahına okyanusun ötesinden gelen devasa bir imparatorluk çatırdamasıyla uyandı. Petrodoların sarsıldığı, Hürmüz Boğazı’nın düğümlendiği bu küresel türbülansta Türkiye, tarihsel bir “denge terazisi” üzerinde duruyor. Bir yanda NATO’nun en büyük ikinci ordusu olma ağırlığımız, diğer yanda BRICS ve Avrasya ile kurduğumuz stratejik diyalog köprüleri… 1940’ların fırtınasından bu ülkeyi “aktif tarafsızlık” dehasıyla sağ çıkaran o kadim devlet aklı, bugün yeniden en büyük “jeopolitik sigortamız” haline geldi.
Batı’nın bize olan “zorunlu” ihtiyacı, masadaki en büyük pazarlık gücümüzdür. Sahadaki on yıllara dayanan terörle mücadele tecrübemiz ve “yutulması imkansız lokma” kimliğimizle, dış tehditlere karşı çelikten bir kalkanız. Ancak bir emekli emniyet mensubu ve tarihçi olarak, dışarıdaki füzelerden çok daha tehlikeli bir sızıntı görüyorum: İç Cephedeki Çatlak.
O meşhur uyarıyı bugün her zamankinden daha yüksek sesle hatırlamalıyız: “Asıl olan iç cephedir. Memleketi temelinden sarsan, iç cephenin çökmesidir.” Dışarıdan gelecek bir saldırı, Türk halkının “gidecek başka yerim yok” bilinciyle birleşen o efsanevi beka azmini kamçılar; bizi tek yumruk yapar. Fakat bizi asıl bitiren dış düşmanlar değil, içeride yargı eliyle yaratılan kutuplaşmadır.
Bir devletin bağışıklık sistemi adalettir. Eğer siz bu sistemi; toplumu bölmek, muhalifleri “terör” torbasına atmak ve toplumun yarısını devlete küstürmek için bir “yargı sopası” olarak kullanırsanız, o bağışıklık çöker. 2,5 milyon soruşturma dosyasının gölgesinde yaşayan bir halkın vatan bilinci, içeriden kemirilen bir kale duvarına benzer.
Unutmayalım; adaletin bozulduğu yerde savunma hattı fiziksel olarak değil, ruhen kırılır. Hükümetin “iltisak” ve “irtibat” gibi muğlak kavramlarla yarattığı bu hukuksuzluk sarmalı, sadece KHK mağdurlarının sorunu değil, doğrudan bir milli güvenlik meselesidir. Kendi vatandaşına yabancılaşan bir devlet, dışarıdaki türbülansta savrulmaya mahkumdur.
2028’e giden yolda en büyük beka hamlemiz, sınır boylarına füze dizmekten önce içeriye adaleti geri getirmektir. Zübeyir Gülabi gibi hem 28 Şubat’ın hem de bugünün hukuksuzluğunu bizzat yaşamış isimlerin “adalet herkes içindir” vurgusu, tam da bu iç cepheyi tahkim edecek tek reçetedir.
İç cepheyi adaletle sağlam tutun ki, kale düşmesin. Çünkü unutmayın; dışarıdaki fırtına ne kadar büyük olursa olsun, kale içeriden yıkılmadıkça teslim alınamaz.
İç cephe zayıfsa, en güçlü ordu bile savunamaz.
Hürmüz’de fırtına koparken Türkiye’nin gerçek gücü dengede değil, adalette saklı.
Adalet çökerse kale içeriden düşer.
#Türkiye #Adalet #Jeopolitik