BOZUK SİSTEM, KİRLİ DÜZEN GETİRİR Mİ?
Cemil Meriç, “Bizim tarihimiz, çobanın etrafındaki sürünün tarihidir. Her şey çobanın nasıl olduğuna bağlıdır.” der. Baş başa, baştaki padişaha bağlıdır. Gücü eline geçirenler, o gücün imkânlarını görünce ondan vazgeçmek istemezler. Bu durum, yönetimdeki atamalara da yansır. Sınırlama olmayınca, statüyü korumak için her yolun meşru olduğu anlayışı hâkim olur. Hiyerarşik itaat, yasallığı yok eder. Liyakat bu düzene ağır gelir; benimsenmez.
Sağlıklı yönetimlerde kural ve yasallık esastır. Bu olmayınca sistem kişilere tâbi olur; kişiler sisteme tâbi olmaz. Öyle bir zaman gelir ki bu düzende alttakiler, üsttekileri taşımaktan yorulur ama ses çıkaramaz. Birey kimliğini kaybeder, kendini sorumlu hissetmez. Mantık ve hür irade zayıflar. Ahlak geri plana itilir. Kirlilik yarışı kurumları sarar. Hiyerarşik güç, tabanını kendi suçlarına ortak eder. Kendi aklını kullanmayan bir toplum oluşturulur. Bu toplum, ıstıraba katlanmayı öğrenir; fakat karşı gelmesi istenmez. Cehalet teşvik edilir; açlık, düşünmeyi engeller. Kuralsızlık kural hâline gelir. Zihinler boşalır, hayaller lüks ve gösteriş üzerine kurulur. Dürüstlük “saflık”, rüşvet ise “iş bitiricilik” olarak adlandırılır; normalleşir ve sıradanlaşır. Eğitim de bu düzene göre şekillendirilir. Diplomalı ama eğitimsiz kitleler üretilir. Eğitimsiz toplumlarda demokrasi, diktatörler çıkarır. Yönetilenler yönetene değil, ona olan ihtiyaçlarına sadık kalır. İşe yaramadığınız anda terk edilirsiniz.
Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam adlı eserinde, “Put düştüğü an kırılır, gücünü kaybeder.” der. Bu sistemin beslemeleri; inancı ve ideolojiyi siyasi amaçla kullananlar, “imtihandır, kaderdir” diyerek cehaleti körükler. Oysa kader ve yazgı diyerek başarısızlığı ve sefaleti topluma reva görenler, kendi saltanatlarını sürdürür. Şehitlikten söz edenlerin bir kısmı ise sahte raporlarla çocuklarını ve yakınlarını askere göndermekten kaçınır. Bu anlayışın ürettiği sistem budur.
Kötü ve despot yönetimlerin ilgi alanlarından biri de halkı fakirleştirmektir. Geçim derdine düşen insan, sorgulama yetisini kaybeder ve bağımlı hâle gelir. Halkın çoğu açsa, iktidar ve yandaşları toktur. Bunlar tesadüf değildir; planlı bir düzenin sonucudur. Bu kadar kötülüğün varlığı, aslında inandıkları Tanrı’nın adalet anlayışıyla çelişir. Hegemonya düzeninde despot yönetim halkını sömürürken, kendisi de başka sömürü odaklarına bağımlı hâle gelir. Kirlilikleri onları diz çöktürür; ülke çıkarları zedelenir, kaynaklar talan edilir.
Platon, “Devletlerin yönetimi namussuzların ve utanmazların eline bırakılırsa, iyilerin başına bela ve yıkım getirir.” der.
Erdem ve ahlak çöktüğünde devleti yönetmek mümkün müdür? Adalet sağlanabilir mi?
Uğur Mumcu ise şöyle der: “Devletin yerini kaba kuvvet alırsa susulur; yasanın yerini din alırsa korkulur.”
Yolsuzluklar ve cinayetler birbirini kovalıyor, suçlular korunuyorsa sistem kirlenmiş, rayından çıkmıştır.
Ozan Aşık Daimi şöyle sorar:
“Daimidir ozanımız,
Bu destanı yazanımız,
Nedir bizim noksanımız,
Biz vatandaş değil miyiz?”
Haksız mı?
Günümüze bakıp bu düzeni sorgulamalıyız. Sorgulanmadıkça, haramzadeler karşısında adaletsizliğe mahkûm olunur. Bahçeye bakılmazsa ürün alınmaz. Titreyip özümüze dönerek, sömürüye karşı bağımsızlığı koruyan bir sisteme sahip çıkmalıyız. Gideceğimiz yol, ahlaksızların yolu olmamalıdır.
Sistem; akıl, bilim, yasallık, demokrasi ve ahlak üzerine kurulmalıdır. Geçip giden ömürdür; sorumluluğumuz kötülükle mücadele olmalıdır. Hak, hukuk, adalet, yaşama ve yaşatma mücadelesi… Bizler haramzadelerle, mirası talan edenlerle, din tacirleriyle, ahlaksızlarla aynı gemide olamayız. Batının pençesine de doğunun tahakkümüne de teslim olmamalıyız. Cumhuriyetin değeri bundandır. Yanlış zamanda doğru yerde durmak ahlaktır, insanlıktır. Aklı ve vicdanı özgür olmak; aklını cesaretle kullanabilmektir. Kölelik, namuslu insanlara; ülkesini, milletini ve vatanını sevenlere yakışmaz.
20.02.2026
Kemal Albayrak
Kaynak: Kemal Albayrak @albayrak_kemal