Zübeyir GÜLABİ, emekli maaşları, ekonomi, yargı bağımsızlığı ve KHK mağduriyetleri hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. “Emekli ulufe değil hak istiyor” vurgusu öne çıktı.
Genel Başkan Zübeyir GÜLABİ, düzenlediği basın toplantısında emekli maaşları, ekonomi politikaları, yargı bağımsızlığı ve KHK mağduriyetleri hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Açıklamasında en dikkat çeken ifade ise “Emekli ulufe istemiyor, sadaka istemiyor; hak istiyor” sözleri oldu.
GÜLABİ, emekli maaşlarının sosyal yardım değil anayasal hak olduğuna vurgu yaparak, “Emekli devletin yardım listesinde değil, hak sahipleri listesindedir” dedi. Emeklilerin yıllarca prim ödediğini hatırlatan GÜLABİ, mevcut ekonomik şartlarda maaşların alım gücünün ciddi şekilde eridiğini ifade etti.
TÜİK’in Ocak 2026 enflasyon verilerine işaret eden GÜLABİ, aylık enflasyonun %4,84, yıllık enflasyonun ise %30,65 olduğunu belirtti. Sorunun yalnızca oranlar olmadığını söyleyen GÜLABİ, “Hukuk zayıfsa yatırım gelmez, kurumlar zayıfsa para pahalı olur, güven zayıfsa enflasyon kalıcı olur” ifadelerini kullandı.
Resmî Gazete’de yayımlanan kararla İçişleri ve Adalet Bakanlığı’nda yapılan görev değişimlerine değinen GÜLABİ, yeni bakanlara çağrıda bulundu. İçişleri Bakanlığı’nın devletin güç yüzü, Adalet Bakanlığı’nın ise meşruiyet yüzü olduğunu belirterek, “Hâkim ve savcı talimatla değil hukukla konuşur” dedi.
Dış politikada İran–ABD hattındaki gelişmelere dikkat çeken GÜLABİ, Türkiye’nin maceracı değil akılcı ve barışçı bir diplomasi yürütmesi gerektiğini ifade etti. İçeride hukuk ve ekonomi zayıflarken dış politikada büyük güç oyunu oynanamayacağını söyledi.
KHK Platformu tarafından yayımlanan rapora değinen GÜLABİ, on binlerce kişinin ihraç edildiğini ve mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini belirtti. “İç cepheyi güçlendirmek, mağdur edilen vatandaşları yeniden topluma kazandırmaktan geçer” dedi.
EMEKLİ ULUFE, SADAKA İSTEMİYOR; EMEKLİ “HAK” İSTİYOR!
Basın Açıklaması
14 Şubat 2026
Aziz milletim,
Değerli basın mensupları,
Bu ülkenin insanı “siyaset” istemiyor; devlet ciddiyeti istiyor.
Bu ülkenin insanı “söz” istemiyor; sonuç istiyor.
Son bir haftada Türkiye’nin gündemi tek bir cümlede özetlenebilir:
Devletin kurumları güven vermiyor; vatandaşın sofrası küçülüyor; bölge ateşe yaklaşıyor.
Resmî Gazete’de yayımlanan kararla İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nda görev değişimi yapıldı.
Bu iki koltuk sıradan değildir. İçişleri, devletin “güç” yüzüdür; Adalet ise devletin “meşruiyet” yüzüdür.
O yüzden buradan açık konuşuyorum:
Yeni İçişleri Bakanı’na söylüyorum:
Devletin gücü, muhalifi ezmek için değil; gerçek suçluyu yakalamak içindir. Suçla mücadele “gösteri” ile değil, delille olur.
Yeni Adalet Bakanı’na da şunu iletiyorum:
Adalet Bakanlığı’nın görevi “gündemi yönetmek” değil; yargıya güveni yeniden tesis etmektir.
Hâkim ve savcı talimatla değil, hukukla konuşur.
Ve ikisine birden şunu söylüyorum:
Siz bir partinin değil, 86 milyonun bakanısınız.
Bu cümle bir nezaket ifadesi değil; anayasal bir sorumluluğun hatırlatılmasıdır.
Enflasyon düştü deniyor; ancak vatandaşın yangını sürüyor.
TÜİK’in Ocak 2026 verisine göre aylık enflasyon %4,84; yıllık enflasyon %30,65’tir.
Dünyanın en yüksek beşinci enflasyonuna sahip ülkesiyiz. Yani ekonomisini en kötü yöneten beşinci hükümet tarafından yönetiliyoruz.
Rakam düşebilir. Ancak mesele yalnızca rakam değildir; mesele güven meselesidir, adil paylaşım meselesidir, öngörülebilirlik meselesidir.
Dahası, Merkez Bankası’nın Şubat ayında toplantı yapmayacağı; bir sonraki kararın 12 Mart 2026’da açıklanacağı konuşulmaktadır.
Piyasaların, esnafın, sanayicinin ve gencin aradığı şey “takvim” değil; tutarlılık ve kurumsal bağımsızlıktır.
Bugün bu ülkenin ekonomisindeki asıl problem şudur:
Hukuk zayıfsa yatırım gelmez.
Kurumlar zayıfsa para pahalı olur.
Güven zayıfsa enflasyon kalıcı olur.
Bu bir “zam” değil, bir “onur” meselesidir.
Buradan altını çizerek söylüyorum:
Emekli ulufe istemiyor. Emekli sadaka istemiyor. Emekli “hak” istiyor.
Emekli maaşı konusunda yapılacak her düzenleme, önce emeklinin onurunu korumalıdır.
Çünkü emekli; devletin “yardım listesinde” değil, devletin “hak sahipleri” listesindedir.
Bu ülkenin emeklisi 30–40 yıl prim ödemiş, vergisini vermiş ve bu devleti ayakta tutmuştur.
Bugün emekliye “idare et” demek; devlete “idare et” demektir. Sosyal devlet böyle çürür.
Türkiye akıl ve diplomasiyle hareket etmek zorundadır.
Dış politikada İran–ABD hattında diplomasi yeniden hareketlenmiş durumdadır.
Bu gerilim, Türkiye açısından hem risk hem fırsat barındırmaktadır.
Bizim tavrımız nettir:
Türkiye bu coğrafyada maceracı değil; barışçı ve akılcı bir çizgi izlemek zorundadır.
Diplomasi sloganla değil, güçlü kurumlarla yürür. İçeride hukuk ve ekonomi zayıflarken dışarıda büyük güç oyunu oynanmaz.
Küresel düzeyde bir “hesap verebilirlik” testi
Dünya kamuoyunda Epstein dosyasına ilişkin gelişmeler yeniden gündeme gelmiştir.
Biz buradan şunu söylüyoruz:
Hiç kimse hukukun üstünde değildir.
Bu ilke Washington için de geçerlidir, Brüksel için de geçerlidir, Ankara için de geçerlidir.
Hesap verebilirlik bir lüks değil; demokrasinin omurgasıdır.
Sayın Devlet Bahçeli’ye de açıkça sesleniyorum:
Bu ülkenin gündemi sürekli “beka söylemiyle” yönetilemez.
Gerçek beka; bağımsız yargıdır, güçlü Meclis’tir, denetlenebilir yürütmedir, özgür medyadır.
“Beka” diyerek kurumları zayıflatırsanız beka kalmaz.
Korku üreterek düzen kurarsanız düzen kalmaz.
KHK’lı akademisyenler Doç. Dr. Fatma Zehra Fidan, Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu ve Dr. Yasemin Ceylan kapsamlı bir araştırma yayımlayarak KHK sorununun çözümü için iktidara çağrıda bulunmuşlardır. Bu devasa çalışma için KHK Platformu’nu ve kıymetli hocalarımızı tebrik ediyorum.
Sayıları bir milyona yaklaşan KHK mağdurları; anayasa ve kanunlara aykırı biçimde çıkarılan, kanuna göre korunması gereken kimlik bilgileri de ifşa edilerek tek bir listede yaklaşık 50 bin kişinin ihraç edilmesiyle mağdur edilmiştir.
Silahlı terör suçlularına dahi af veya infaz düzenlemesi yapmayı tartışan TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; tek suçları kanunsuz KHK’larda isimlerinin geçmesi olan KHK’lıları göz ardı ederek yasa teklifi hazırlamamalıdır.
Hükümet ve ortakları “iç cepheyi güçlendirmekten” bahsederken; sayıları bir büyük şehir nüfusunu aşan KHK’lıları yeniden iç cepheye dâhil etme ferasetini göstermelidir.
İçişleri ve Adalet’te iki bakan değişti. Ancak Türkiye’nin ihtiyacı koltuk değişimi değil; yönetim anlayışı değişimidir.
Devlet; “güvenlik” adı altında özgürlükleri daraltmayacak, suçla gerçekten mücadele edecektir.
Adalet; siyasetin aracı olmayacak, yargı bağımsızlığı yeniden tesis edilecektir.
Ekonomi; kurala ve kuruma dönecek, Merkez Bankası takvimden önce itibar kazanacaktır.
Emekli; lütuf değil, hakkını alacaktır. Emeklinin onuru korunmadan sosyal devlet olmaz.
Dış politika; gerilimden beslenmeyecek, barışçı ve akılcı diplomasiyle yürütülecektir.
Ve hesap verebilirlik: Bu ülke, dünyada olduğu gibi “dokunulmazlar rejimiyle” değil; hukukla yönetilecektir.
Hepinize saygılarımla.
Zübeyir GÜLABİ
Genel Başkan
14.02.2026