“Sarsılan her üniforma, toplumun adalet duygusundan bir parça götürür”
Bir ülkede siyasetin dili sertleştikçe, ilk gerilen alanlardan biri kolluk olur. Çünkü sokakta görünen odur. Vatandaşla yüz yüze gelen, itirazı ilk duyan, öfkeyi ilk hisseden yine polistir. Ama çoğu zaman tartışılan şey polis değildir; siyasetin ürettiği atmosferdir.
Bugün kolluk, yalnızca kanun ve yönetmeliklerle değil, dönemin siyasi iklimiyle de hareket etmek zorunda bırakılıyor. Aynı olay, farklı zamanlarda bambaşka şekilde yorumlanabiliyor. Dün “orantılı” denilen müdahale, bugün “aşırı”; dün görmezden gelinen bir durum, bugün soruşturma konusu olabiliyor. Bu değişkenlik, hukuk güvenliğini olduğu kadar kurumsal güveni de zedeliyor.
Siyasi dil sertleştikçe, sokaktaki tansiyon yükseliyor. Sokak yükseldikçe kolluğun refleksi sertleşiyor. Sertleşen her refleks, yeni bir tartışmayı doğuruyor. Bu kısır döngüde kaybolan şey ise ne yazık ki hukuk oluyor. Çünkü hukuk istikrar ister; siyasi iklim ise çoğu zaman dalgalıdır.
Bir başka sorun da şu: Kolluk, siyasi tartışmaların tarafı gibi gösteriliyor. Oysa kolluk taraf değildir; devletin uygulayıcı yüzüdür. Ancak siyaset, sorumluluğu üstlenmediğinde ya da net sınırlar çizmediğinde, bedel yine sahadaki personele kesiliyor. Algı ile gerçek arasındaki mesafe açıldıkça, toplumla polis arasındaki bağ da zayıflıyor.
En tehlikeli nokta ise şudur: Kolluğun her eylemi siyasetin gölgesinde okunmaya başlandığında, yapılan doğru işler bile şüpheyle karşılanır. Bu da yalnızca polisi değil, kamu düzenini ve toplumsal huzuru doğrudan etkiler.
Bu yazı dizisi boyunca tekrar tekrar gördüğümüz gerçek değişmiyor:
Polisin sorunları, sadece polisin sorunu değildir.
“Çünkü sarsılan her üniforma, toplumun adalet duygusundan bir parça götürür”
Siyasi iklimin şekillendirdiği her alan, eninde sonunda toplumun tamamına yansır.
📍 Devam edecek…
🗓️ “Psikolojik Sorunlar ve Görmezden Gelinen İntiharlar”