Liberal Parti’den Türkiye’de Adaletin Yeniden İnşası Paneli: KHK Mağduriyetleri, Hukukun Üstünlüğü ve Toplumsal Barış Çağrısı

Liberal Parti’den Türkiye’de Adaletin Yeniden İnşası Paneli: KHK Mağduriyetleri, Hukukun Üstünlüğü ve Toplumsal Barış Çağrısı
Yayınlama: 16.12.2025
Düzenleme: 16.12.2025 01:19
73
A+
A-

Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen “Türkiye’de Adaletin Yeniden İnşası” paneli; KHK mağduriyetleri, hukukun üstünlüğü, adil yargılanma hakkı ihlalleri ve yargının siyasallaşması gibi kritik konuları masaya yatırdı. DEVA’dan İdris Şahin, HDP’den Ömer Faruk Gergerlioğlu, eski Bakan Hüseyin Çelik ve hukuk profesörleri çözüm önerilerini sundu.

Türkiye’nin Hukuk ve Adalet Sorunları Masaya Yatırıldı: “Adaletin Yeniden İnşası” Şart

Liberal Parti’nin Ankara’da düzenlediği “Türkiye’de Adaletin Yeniden İnşası” başlıklı panel, ülkenin en yakıcı gündem maddelerinden olan hukuk devleti ilkesinin erozyona uğraması ve yaşanan mağduriyetleri kapsamlı bir şekilde ele aldı. Panel, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı.

Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi: “Adalet, Devletin Çimentosu ve Toplumun Nefes Alma Alanıdır”

Açılış konuşmasını yapan Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, “Adaletin yeniden inşası neden gündemimizde? Çünkü adalet devletin çimentosu, toplumun ise nefes alma alanıdır,” diyerek söze başladı. Adaletin zayıfladığı yerde güvensizliğin arttığını ve toplumun dayanışma duygusunun kaybolduğunu vurguladı.

Gülabi, konuşmasında özellikle KHK mağduriyetlerine odaklandı: “OHAL döneminde yaşanan hak kayıpları, savunma hakkının kısıtlanması, suçun bireyselliği ilkesine aykırı uygulamalar… Gereksiz yere darbecilikten ceza almış erler, uzman çavuşlar, askeri öğrenciler, kursiyer subaylar var.” Gülabi, hiçbir hukuk devletinin kişileri süresiz şüpheli durumda tutamayacağını ve idari işlemlerle hayatlarını karartamayacağını belirtti. Kendi hayatından da örnek vererek Yüksek Askeri Şura kararıyla TSK’dan ihraç edildiği dönemi hatırlattı ve yargı denetimine açılan idari işlemlerin yeniden yargı denetiminden kaçırılmasına tepki gösterdi.

Adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin hukuk devletinin iki temel taşı olduğunu söyleyen Gülabi, toplumsal onarımın geçmişle yüzleşmekten geçtiğini ve bu yüzleşmenin Kürt sorunu dahil tüm mağduriyetleri kapsaması gerektiğini ifade etti.

Moderatör Av. Levent Mazılıgüney: “400 Binin Üzerinde İhraç, 3 Milyonun Üzerinde Terör İsnadı”

Panelin moderatörü Av. Levent Mazılıgüney, “Adalet olmadan hürriyet de olmaz” savunusunu yineleyerek çarpıcı istatistikleri paylaştı.

  • 15 Temmuz sonrası TSK’nın resmi açıklamasına göre darbe girişimine katılan 8651 personelin 1676’sının er/erbaş, 1214’ünün askeri öğrenci olduğunu belirterek, bu sayılarla darbe olmayacağını dile getirdi.
  • Resmi rakamlara göre 134.528 kişi ihraç edilmiş olsa da, dahil olmayan hakim/savcı, kurum amirliği yetkisiyle ihraç edilenler gibi sayılarla toplam ihraç sayısının 400.000’i geçtiğini değerlendirdiklerini açıkladı.
  • Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre, 2016-2024 yılları arasında 3 milyonun üzerinde kişinin terör isnadıyla suçlandığını ve bu sayının dünya genelindeki terör şüphelisi sayısının çok üzerinde olduğunu vurguladı.
  • Mağdurların %99.1’inin üniversite mezunu, %98.2’sinin daha önce adli sicilinin olmadığını ve boşanma/intihar oranlarının ciddi şekilde arttığını belirtti.

Mazılıgüney, yargının ve kolluğun enerjisini siyaseten suç görülen eylemlere harcaması sonucu “gerçek suçlarda” (hırsızlık, uyuşturucu) patlama yaşandığını da ekledi.

DEVA Partisi Milletvekili Av. İdris Şahin : “Güç Yozlaştırıyor, Mutlak Güç Yoldan Çıkartıyor”

DEVA Partisi Milletvekili Av. İdris Şahin, “Mutlak surette özgürlüğü de adaleti de ikisini beraber koşturalım” çağrısında bulundu. Şahin, “güç yozlaştırıyor, mutlak güç de tamamen yoldan çıkartıyor” diyerek iktidar gücünün bir kişiye süresiz verilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

KHK kavramıyla 100 binden fazla insanın “sosyal ölüme terk edildiğini” ve kanunilik ilkesine aykırı olarak suç teşkil etmeyen bir konudan dolayı mağdur edilen on binlerce insanın olduğunu belirtti. Şahin, KHK’lıların büyük çoğunluğunun (%98) en ufak bir suç unsuruyla yan yana anılacak insanlar olmadığını ifade etti ve mağdurların örgütlü olması çağrısını yaptı.

DEM Milletvekili ve İnsan Hakları Savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu (HDP): “Adalet Sorunu Kronik Bir Yaraya Dönüşebilir”

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, adalet arayışının zorluğuna dikkat çekerek, OHAL KHK mağduriyetlerinin akut bir sorun olduğunu ve adil çözülmezse Kürt sorunu gibi çok ağır kronik bir forma dönüşeceğini uyarısında bulundu.

Devletin Kürt meselesinin çözümüne ikinci kez soyunduğunu belirten Gergerlioğlu, Kürtlere terörist diyen yetkililerin şimdi İmralı’ya gitme yarışına girdiğini söyledi.

Gergerlioğlu, cezaevlerindeki insan hakları ihlallerine değinerek, 2016 sonrası cezaevlerindeki kadın sayısının 20.000’e ulaştığını ve 0-6 yaş arası 800’ün üzerinde bebek ve çocuğun zindanlarda kaldığını tespit ettiklerini açıkladı. Anayasa Mahkemesi kararlarının yerel mahkeme ve siyasi irade tarafından tanınmamasına da (Can Atalay, Osman Kavala örnekleri) sert tepki gösterdi.

Milli Eğitim Eski Bakanı Hüseyin Çelik : “Son 10 Yıldaki Hukuksuzluklar Tarihte Görülmemiştir”

Eski Bakan Hüseyin Çelik, ilkokuldan beri anlatılanın aksine cumhuriyetin kuruluşta otokratik ve totaliter olarak tasarlandığını, ancak son 10 yılda yaşanan hukuksuzlukların ve adaletsizliklerin tarihin hiçbir döneminde görülmediğini vurguladı.

15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili ağır bir beddua eden Çelik, “Bu darbeyi kim teklif ettiyse, kim tertip ettiyse, kim tahrik ettiyse, kim tatbik ettiyse Allah bin kere onların belasını versin,” dedi. Askeri öğrencilerin ve erlerin mahkum edilmesini sertçe eleştirdi.

Çelik, Tanzimat Fermanı ile kaldırılan müsadere (mala el koyma) uygulamasının bu dönemde geri geldiğini ve masum insanların mallarına el konulduğunu belirterek utanç verici olduğunu söyledi. Siyaset kurumunu da eleştiren Çelik, ana muhalefet dahil kimsenin KHK’lılar atılırken sesini çıkarmadığını, kendilerine dokununca “vatan millet Sakarya” demeye başladıklarını ifade etti.

Tam Demokrasi Vakfı Genel Başkanı Mehmet Bozdemir : İnsan Kaynağı Hebası

Levent Mazılıgüney’in sunumunun ardından söz alan Mehmet Bozdemir, “Bir ülke insan kaynaklarını böyle nasıl heba eder diye yüreğim kanadı,” diyerek 3 milyon insanın terörist gösterilmesine tepki gösterdi. Gelişmiş ülkeler ile geri kalmış ülkeler arasındaki tek farkın kaynakları iyi kullanmak olduğunu belirtti. Türkiye’nin en önemli kaynağının insan kaynağı olduğunu vurgulayan Bozdemir, sorunların sebebine inilmesi gerektiğini; toplumsal barış, demokrasi ve siyasetin sorgulanmasının şart olduğunu, yepyeni bir siyaset anlayışı olmadan çıkışın mümkün olmadığını savundu.

Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır : Kendi Kendini Tekrar Eden Ülke

Eski Bakan Hüseyin Çelik’in “çok partiden bizar” beyanına kısmen katıldığını belirten Remzi Çayır, 18 yaşında girdiği Mamak Cezaevi’nden 32 yaşında çıktığını anlattı. Türkiye’nin kendi kendini tekrar eden bir ülke olduğunu belirterek: “1900’de Meclis-i Mebusan’da ne konuşulmuşsa, 2025’teki milletvekilinin söylediklerine bakın, üç aşağı beş yukarı aynı,” dedi. Adalet, hayat pahalılığı ve adam kayırmacılığın sürekli gündem olduğunu söyleyen Çayır, Türkiye’nin mutlak anlamda aklen ve sistem olarak değişime dönüşüme ihtiyacı olduğunu, siyasetçiliğin işi olmayanların işi haline geldiğini ifade etti.

Akademisyenler ve Hukukçular: “Hukuki Dualizm ve Siyasi Kabilecilik”

Doç. Dr. Ali Rıza Çoban: Hukuki Dualizm ve Keyfiliğin Yasaklanması

Panelin açılışını yapan Doç. Dr. Ali Rıza Çoban, “yeniden inşa” meselesine hukuki açıdan yaklaşarak, Türkiye’de hukuk devleti meselesinin her zaman sorunlu olduğunu hatırlattı. Venedik Komisyonu’nun hukuk devletinin altı unsurunu (Hukukilik, hukuki belirlilik/öngörülebilirlik, keyfiliğin yasaklanması, bağımsız mahkemeler, insan haklarına saygı ve hukuk önünde eşitlik) hatırlattı.

Çoban, Türkiye gibi otoriter rejimlerdeki durumu tarif etmek için “Hukuki Dualizm” (İkili Hukuk) kavramının daha açıklayıcı olduğunu belirtti:

  • Normatif Hukuk (Yazılı Kurallar): İktidarın çıkarına dokunmayan sıradan davalar bu asgari öngörülebilirlik çerçevesinde çözülür.
  • İmtiyazlılar Hukuku: İktidarın çıkarına dokunan veya siyasi hassasiyeti olan davalarda devreye girer. Bu davalar, imtiyazlıların lehine veya iktidarın beklentisine uygun olarak çözülür.
  • Şov Davaları (Show Trials): İktidarın düşman olarak gördüğü kişilerin yargılandığı, halka mesaj verme ve korkutma amacı taşıyan davalardır. Yargıçtan beklenen, şov yaparak en ağır cezayı vermesidir.

Çoban, yargının bu hale gelmesinde tüm toplum kesimlerinin (2010 Anayasa değişikliğindeki koalisyonlar, siyasi partiler) rolü olduğunu ifade etti. Çözüm yolunun, siyasi kabilelerin bağımsız bir yargı konusunda asgari müştereklerde anlaşması olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Cüneyt Ozansoy: 200 Yıllık Döngü ve Kafkaesk Adalet

Prof. Dr. Cüneyt Ozansoy, konuşmasına 90’lı yıllardaki Bugün Aslında Dündü (Groundhog Day) filmini anımsatarak başladı: “Hukukçular için Türkiye’de her gün aynı günü yaşamak bir film değil, vaka-i adiyedir. 200 yıldır aynı güne uyanıyoruz.” Tanzimat’tan beri gündemin Yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı olduğunu vurguladı.

12 Eylül sonrası “Aydınlar Dilekçesi”ne imza attığı için ihraç edildiğini, 40 yıl sonra ise meslektaşlarının benzer nedenlerle atıldığını belirterek, “Bu kadar da olmaz, bir yerden bir yere gelelim,” diye tepki gösterdi.

Ozansoy, Batı’nın en büyük keşfinin “Birey” olduğunu, ancak Türkiye’de hukuk, insan hakları ve demokrasinin Batı’nın aksine, birey için değil, devlet için işleyen bir mekanizmaya dönüştüğünü savundu. Konuşmasını, adaletin tecelli etmediği ortamı anlatan kült eserlerle bağladı:

  • Kafka’nın Davası: Kahraman Josef K.’nın romanın sonuna kadar “Ben ne yaptım?” diye sorup suçunu aradığını hatırlattı.
  • Sevinç Anne’nin Sorusu: “Benim oğlum ne yaptı?” sorusunun, Kafka’nın Josef K.’sı ve Milan Kundera’nın mühendisi gibi, suçun önce gelip cezanın sonra uygulandığı bir durumu yansıttığını söyledi: “Hepsi için önce ceza geliyor, sonra suçlarını arıyorlar.”

Prof. Dr. Ahmet Battal: AİHM Kararı ve Adalet-i Mahza

Prof. Dr. Ahmet Battal, sözlerine ironik bir yaklaşımla, “Aranızda epeyce bir terörist var, önce onları bir ikna etmem lazım. Devlet ‘terörist’ demişse teröristsinizdir,” diyerek başladı. 2011’de Yargıtay’da 160 yüksek hakimin hukuka ihanet ettiğini ve “Yargıya demokrasi sizinle gelmez” diye yazdığını hatırlattı.

Battal, panelin en kritik hukuki gelişmesine değindi: AİHM’in Yüksel Yalçınkaya Kararı.

  • Kararın Önemi: AİHM’in, bir yapının içinde somut suç işlemiş kişilerin yargılanabileceğini, ancak Cemaat mensubiyetini gösteren delillerle (Bank Asya, sendika üyeliği vb.) insanlara ceza verilemeyeceğine hükmettiğini belirtti. Battal, bu kararla “Cemaat eşittir terör örgütü” formülünün hukukta çöktüğünü ilan etti.
  • Çözüm Yolu: Suçluyu cezalandırmaktan önce masumun hakkını korumayı önceleyen, Bediüzzaman Said Nursi’nin tarif ettiği “Adalet-i Mahza” anlayışına dönülme çağrısı yaptı.
  • Mağduriyetlerin Sonu: 15 Temmuz sonrası yaşanan zulümlerin, 12 Eylül sonrası yasakların kalkması ve 1994’teki iade-i itibar kanunu gibi, Yalçınkaya kararı ile başlayan yeni bir çıkış döneminde son bulacağını söyledi.

Araştırmacı Mehmet Ali Kulat: KHK’lıların Sosyolojik ve Siyasi Profili

MAK Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, KHK’lılar üzerine yaptığı özel saha çalışmasının sonuçlarını paylaştı. Kulat, 15 yıl önce yaptıkları bir araştırmada adalet mensuplarının (hakim, savcı) bile adliyeye güveninin %20’nin altında olduğunu hatırlattı.

KHK’lılarla ilgili vardığı çarpıcı sonuçlar şunlardı:

  1. Bu toplumun en az dörtte birinin psikiyatri tedavisine ihtiyacı var.
  2. Bu ailelerin çocukları, anne ve babalarının inançlı insanlar olmasına rağmen, dindarlardan ve dinden nefret ediyorlar.
  3. Bu insanların %90’ının üzerinde daha önce AK Parti ve MHP’ye oy vermiş seçmenler olduğu tespit edildi.

Kulat, bu çalışmayı yönetici siyasetçilere sunduğunu ancak hepsinin mağduriyeti kabul etmesine rağmen hiçbir şey yapmamasının kendisini siyaset kurumuna karşı güvensizliğe ittiğini belirtti: “Bu ülkede teröristlerle kahramanlar çok sık yer değiştiriyorlar.”

Av. Hatice Yıldız: Yeni Zulüm Dalgası ve “Yeniden Yapılanma” Sahte Suçlaması

Avukat Hatice Yıldız, siyasetçilerin “tribün konuşmalarını” yapıp salondan ayrılmasını eleştirerek, mevcut hukuksuzluk karanlığının 9,5 yılına dikkat çekti. 15 Temmuz davalarındaki savunma hakkı ihlallerini (kamera ve HTS kayıt taleplerinin reddi) aktardı.

Yıldız, 2022 yılından itibaren başlayan yeni bir zulüm dalgasını deşifre etti: “Terörizmin Finansmanı ve Yeniden Yapılanma” sahte suçlaması.

  • Örnek Vaka: Cuma günü tutuklanan bir müvekkilinin ifade tutanağını gösterdi. İhraç olan çiftin salça, tahin, pirinç, zeytinyağı gibi temel gıda maddesi alışverişlerinin (206 TL tahin parası vb.) MASAK tarafından incelendiğini belirtti.
  • Tutuklama Gerekçesi: 400 hesap hareketinden sadece 30 tanesi seçilmiş, zira bu 30 kişinin FETÖ’den ihraç olduğu görülmüştü. Savcı “hiç katıma getirmeyin” demiş, Sulh Ceza Hakimi ise tüm şüphelilerin tutuklanmasına karar vermişti.
  • Vurgu: Yıldız, “FETÖ’den ihraç ediliyor olmak Nazi Almanyası’nda kollara yapıştırılan numaralara döndü” diyerek, beraat eden, yazılım şirketi kuran, beyaz eşya tamiri yapan nitelikli insanların dahi ekmek yedikleri için tutuklandığını ve bu durumun ülkeye ihanet olduğunu söyledi. II. Dünya Savaşı’ndaki Katin Katliamı’nda beyin takımının yok edilmesi örneğiyle Türkiye’nin de yetişmiş insan kaynağını heba ettiğini vurguladı.

Mağdur Yakınlarının Feryadı ve Karşıt Görüşler

Panelin son bölümü, yaşanan hukuksuzlukların insani boyutunu gözler önüne seren mağdur yakınlarının duygusal ve isyan dolu sözleri ile bir akademisyen-yargı üyesi arasındaki gergin diyaloga sahne oldu.

Mağdur Yakınları: Gözyaşları, Feryatlar ve Meydan Okuma

Hukukçular oturumunun ardından söz alan mağdur yakınları, yaşananların kişisel trajedisini tüm salona hissettirdi:

  • Sevinç Çakır (Kursiyer Teğmen Annesi): “Ben Ankara Gölbaşı’ndan Sevinç Çakır, kursiyer teğmen annesiyim. 2 yıldır Adalet Bakanlığı önünde bir adalet dilencisiyim,” diyerek sözlerine başladı. Oğlunun (Hasan) ağırlaştırılmış müebbet cezası aldığını, oysa kendisinin 37 madalyalı, İstanbul Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu ve hafız bir çocuk olduğunu anlattı. “Bizim çocuklar bu işin neresinde? Nasıl bir sorumluluğu yetkisi var ki ağırlaştırılmış müebbetin ötesi idam ile karşı karşıyayız?” diye sorarak, oğlunun suçunun ne olduğunu kimsenin kendisine söylemediğini gözyaşlarıyla sordu.(Not: Bu esnada Sayın Bakan Hüseyin Çelik, Sevinç Hanım’ın “adalet dilencisiyim” sözünü reddederek, kendisinin bir adalet arayıcısı olduğunu ve bu duruma düşürenlerin utanması gerektiğini ifade etmişti.)
  • Diğer Anneler (Asker Anneleri): Bir başka kursiyer teğmen annesi, oğlunun Genelkurmay Çatı Davası’nda 11 kez ağırlaştırılmış müebbet aldığını belirterek, tüm siyasetçilere çağrıda bulunduklarını ancak duruşma salonuna sadece Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun gelebildiğini anlattı. “Bir suç bulamıyorum, delil yok, yapıştırmış geçmişler,” diyerek siyaset kurumunun ilgisizliğine feryat etti. Bir diğer asker annesi de, “Oğlum Hasan ve oradaki çocuklar gerçekten yetişmiş, başımızı önümüze eğdirecek hiçbir şey yapmamış çocuklar,” diyerek destek verdi.
  • Merve (Mağdur Yakını) – Mücadele Çağrısı: Sürecin 9,5 yıldır devam ettiğini belirterek, siyasileri samimiyetsiz bulduğunu söyledi. Merve, “Adalet kapalı kapılar ardında aranmaz, meydanlarda aranır. Elimize bayraklarımızı alalım, saflarımızı sıklaştıralım, meydanlara çıkalım. KHK’lıların kaderini ancak KHK’lıların azmi ve kararı kurtaracaktır,” diyerek mağdurları örgütlü mücadeleye çağırdı.
  • Kardeş (Çocuk) – En Saf İsyan: Mikrofona gelen küçük bir çocuk ise kısaca, “Adalet istiyorum. Özgürlük. Abimin ne suçu vardı?” diyerek yaşanan dramı en saf haliyle dile getirdi.

Yargıtay Eski Üyesi Hüsamettin Uğur’dan İtiraz ve Özür Talebi

Mağdur yakınlarının konuşmalarının ardından söz alan eski Yargıtay Üyesi Hüsamettin Uğur, Prof. Dr. Ahmet Battal’ın konuşmalarını “çok yadırgadığını” belirterek itiraz etti.

  • İtirazın Nedeni: Uğur, Battal’ın 2011 Yargıtay seçiminde “160 yüksek hakimin, hakimliğine ve hukuka ihanet etti” yönündeki ifadesini kast ederek, “Ben o 160 kişiyle beraber seçilen Hüsamettin Uğur’um. Ben bu suçlamaları reddediyorum,” dedi.
  • Açıklaması: Blok oy kullanmanın Yargıtay tarihinde her zaman var olduğunu savundu.
  • Özür Talebi: Uğur, Ahmet Battal’ın bir akademisyen ve “alnı secdeli bir insan olarak yüz binlerin hakkına girip gıybetini yapmasını doğru bulmadığını” belirterek, kendisinden özür dilemesini talep etti.

Kapanış: “Barışmak Zorundayız, Kan Davasına Dönmesin”

Panel, gün boyu süren eleştiriler ve acı tecrübelerin ardından, Moderatör Levent Mazılıgüney ve Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi‘nin toplumsal onarım odaklı kapanış konuşmalarıyla sona erdi.

Moderatör Av. Levent Mazılıgüney – “Bugün Mazlum Olan Yarın Zulmetme Hakkını Görmesin”

Mazılıgüney, Türkiye’nin geleceği için en büyük riskin intikam döngüsüne girmek olduğu uyarısında bulundu:

  • Kan Davası Uyarısı: “Ben bireysel olarak şunu tekrar ediyorum: Ben bu ülkede bu işler bir kan davasına dönmesin diye elimden geleni yapmaya hazırım.”
  • Zulüm Döngüsü: “Bugün mazlum olan yarın kendinde zulmetme hakkını görmesin. ‘Niye yurt dışına gitti, niye zamanında şunu yazmıştın’ diye sormayacağız.”
  • Evrensel Hukuk: Ülkedeki enerji kaybının son bulması gerektiğini vurgulayarak, “Artık asgari müşterekte, evrensel hukuk ilkelerinde birleşelim,” çağrısında bulundu.

Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi – Mandela ve Kararlılık Mesajı

Gülabi, Mazılıgüney’in çağrısını destekleyerek, panelin amacının intikam değil, onarım olduğunu belirtti:

  • Barışma Zorunluluğu: “Biz Liberal Parti olarak Levent Bey’in dediği gibi bir kan davası değil, ülkenin huzura ve adalete kavuşmasını istiyoruz.” Aynı hataların tekrar etmemesi gerektiğini belirterek, “Mandela 27 sene hapis yattı, çıkınca ‘barışalım’ dedi. Biz de barışmak zorundayız,” dedi.
  • Hukuki Sorumluluk: Ancak bu barışma çağrısına rağmen, işkence ve insanlık suçu işleyenlerin hesabının elbette hukuk önünde sorulacağını vurguladı.
  • Mağdurlara Umut: Avukat Hatice Yıldız’ın anlattığı, MASAK incelemeleriyle yürütülen “Yeniden Yapılanma” davalarını utanç verici bulduğunu tekrarladı. Gülabi, konuşmasını mağdur ailelerine verdiği umut mesajıyla sonlandırdı: “Merve kardeşimin abisi gelecek, Sevinç Anne’nin oğlu gelecek. Bu çukurdan çıkacağız, başka yolu yok. Hepinize teşekkür ediyorum. Saygıyla selamlıyorum.” sözleriyle paneli sonlandırdı.

✍️ Editörün Notu: Adalet Arayışı ve Barışın Kaçınılmazlığı

Liberal Parti’nin ev sahipliğinde gerçekleşen “Türkiye’de Adaletin Yeniden İnşası” paneli, ülkemizin uzun süredir görmezden gelinen ve kangrene dönüşme riski taşıyan en derin yarasına bir neşter vurdu. KHK mağduriyetlerinden yargının siyasallaşmasına uzanan bu acı tablo, salonu dolduran mağdur yakınlarının feryatlarıyla insani boyutunu en çarpıcı şekilde ortaya koydu.

Panelde, adli sicili temiz, nitelikli yüz binlerce insanın hayatının, hukuk devleti ilkelerinden sapılarak nasıl karartıldığı bir kez daha gözler önüne serildi. Eski Bakan Çelik’ten DEM Milletvekili Gergerlioğlu’na kadar farklı siyasi çizgilerden gelen tüm konuşmacıların, yaşanan hukuksuzlukların tarihin hiçbir döneminde görülmediği yönündeki ortak tespiti, karşı karşıya olduğumuz krizin vahametini kanıtlamaktadır.

Özellikle Av. Hatice Yıldız’ın ifşa ettiği, en temel gıda alışverişlerinin dahi “Yeniden Yapılanma” adı altında terörün finansmanı sayılması; yargının, toplumu bölmek ve sindirmek üzere nasıl bir araca dönüştürüldüğünün utanç verici bir göstergesidir. Prof. Dr. Ahmet Battal’ın dile getirdiği AİHM Yalçınkaya Kararı ise, bu siyasi temelli yargılama pratiğinin hukuken çöktüğünü uluslararası düzeyde tescil etmiştir.

Ancak bu panelden çıkan en kritik sonuç, toplumsal onarım çağrısıdır.

Adalet arayışı bir intikam sürecine dönüşmemelidir. Moderatör Mazılıgüney ve Genel Başkan Gülabi’nin ortak mesajı netti: “Bugün mazlum olan, yarın zulmetme hakkını görmemelidir.” Ülke olarak, enerjimizi tüketen bu kan davası döngüsünden çıkmak zorundayız. Nelson Mandela’nın örneği, yüzleşmenin ardından barışmanın sadece mümkün değil, aynı zamanda kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

Türkiye, yetişmiş insan kaynağını bu şekilde heba etme lüksüne sahip değildir. Çözüm; siyasi kabileciliği bir kenara bırakıp, evrensel hukuk ilkelerinde ve “Adalet-i Mahza” idealinde birleşmekten geçmektedir.

Bu derin uçurumun üstesinden gelmek için siyaset kurumunun, ana muhalefet dâhil, artık tribün konuşmalarını bırakıp somut adımlar atması elzemdir.

Kaynak: Liberal Parti "Türkiye'de Adaletin Yeniden İnşası" Paneli

Liberal TR Haber’i Destekle

Bağımsız gazeteciliği desteklemek için Patreon sayfamıza katılabilirsiniz:

Patreon’da Destek Ol
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

WhatsApp