Liberal TR Haber olarak,
Liberal Parti Genel Başkanı Sayın Zübeyir Gülabi’nin nazik davetiyle Türkiye’de Adaletin Yeniden İnşası Paneli’ne katılım sağladık. Panel boyunca yalnızca davetiyle değil, bizlerle yakından ilgilenmesi ve samimi yaklaşımıyla da dikkat çeken Sayın Gülabi’ye içten teşekkürlerimizi sunarız.
Ancak bu nazik ev sahipliğinin ötesinde, asıl mesele salonun içinde yaşananlardı. Çünkü bu panel, alışılagelmiş protokol cümlelerinin kurulduğu bir toplantı değildi. Yıllardır biriken adaletsizliklerin, bastırılmış itirazların ve görmezden gelinen mağduriyetlerin açıkça dile getirildiği gerçek bir yüzleşme alanıydı.
Farklı siyasi geleneklerden gelen isimlerin, akademisyenlerin, hukukçuların ve mağdur yakınlarının aynı çatı altında buluşması tesadüf değildi. Bu tablo, Türkiye’de adalet meselesinin artık ötelenemez, görmezden gelinemez bir noktaya ulaştığını açıkça ortaya koyuyordu.
Türkiye’de “adalet” artık yalnızca kitaplarda kalan bir hukuk kavramı değil. Milyonların hayatını doğrudan etkileyen, umutla umutsuzluk arasındaki o ince çizginin adı. Liberal Parti’nin Ankara’da düzenlediği bu panel, tam da bu nedenle sıradan bir siyasi etkinlik olmanın çok ötesine geçti.
Salon, rakamların soğukluğuyla değil; yaşanmışlıkların ağırlığıyla doluydu. 400 bini aşan ihraçlar, 3 milyonu geçen terör isnatları, cezaevlerinde büyüyen çocuklar… Ve yıllardır aynı soruyu soran anneler:
“Benim evladımın suçu neydi?”
İstatistikler, bu salonda artık sadece sayı değildi. Her biri bir hayat, yarım kalan bir gelecek, susturulmuş bir umut olarak karşımızda duruyordu. Adaletin eksikliği, rakam olmaktan çıkmış; insani bir çığlığa dönüşmüştü.
Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, konuşmasında adaleti “devletin çimentosu” olarak tanımlarken aslında çöken bir yapının fotoğrafını çekiyordu. KHK mağduriyetleri, masumiyet karinesinin fiilen ortadan kalkması ve idari kararlarla karartılan hayatlar, bu fotoğrafın en karanlık kareleriydi.
Gülabi’nin kendi YAŞ sürecine değinmesi ise meselenin teorik değil, bizzat yaşanmış olduğunun altını çiziyordu. Bu ülkede adalet, sadece başkalarının hikâyesi değildi; konuşanların da kaderine dokunmuştu.
Panelin moderatörü Av. Levent Mazılıgüney’in paylaştığı veriler ise ürkütücüydü. Üniversite mezunu, sabıkasız, toplumla hiçbir suça bulaşmamış yüz binlerce insanın bir anda “şüpheli” kimliğiyle yaşamaya zorlanması… Bunun yalnızca bireysel değil, toplumsal bir yıkım olduğu artık inkâr edilemezdi.
Salonun ortaklaştığı temel gerçek ise açıktı.
Siyasi ve ideolojik farklılıklara rağmen herkes aynı noktada buluşuyordu:
Yargı siyasallaşmış, hukuk ikili bir yapıya bürünmüş, adalet seçici hale gelmişti.
DEVA Partisi’nden İdris Şahin, denetimsiz gücün nasıl yozlaştırdığını anlatırken; Ömer Faruk Gergerlioğlu, çözülmeyen adaletsizliklerin Kürt sorunu gibi kronikleşeceği uyarısında bulundu. Eski Bakan Hüseyin Çelik ise son on yılda yaşanan hukuksuzlukların tarihsel ölçekte dahi benzeri olmadığını söyleyerek sert bir yüzleşme çağrısı yaptı.
Akademisyenlerin “hukuki dualizm”, “şov davaları” ve “Kafkaesk adalet” tespitleri, Türkiye’nin neden iki yüzyıldır aynı döngüyü kıramadığını gözler önüne serdi. AİHM’in Yalçınkaya Kararı ise bu karanlık tabloda hukuki bir kırılma noktası olarak öne çıktı. Suçun şahsiliği bir kez daha hatırlatıldı; aidiyetle ceza verilemeyeceği uluslararası hukukta tescillendi.
Ancak panelin en sarsıcı anları, kürsüye mağdur yakınları çıktığında yaşandı.
Bir annenin “adalet dilencisiyim” feryadı…
Bir çocuğun titreyen sesiyle sorduğu o soru:
“Abimin ne suçu vardı?”
Bu anlar, hukukun kağıt üzerinde değil, hayatın tam ortasında nasıl çöktüğünü gösteren en çıplak gerçekti. Salondaki herkes için bu, sessiz bir vicdan sınavına dönüştü.
Günün sonunda verilen mesaj ise netti.
İntikam değil, onarım.
Hesaplaşma değil, hukuk.
Kan davası değil, toplumsal barış.
Zübeyir Gülabi’nin Mandela vurgusu bu yüzden anlamlıydı. Barışmak zorundayız; ama hukuku yok sayarak değil, hukuku ayağa kaldırarak. Çünkü adaletin olmadığı bir ülkede ne demokrasi kalır, ne huzur, ne de gelecek.
Bu panel, bir siyasi çağrıdan çok daha fazlasını hatırlattı:
Adalet ertelenemez.
Çünkü ertelenen her adalet, yeni bir mağduriyet üretir.
Bağımsız gazeteciliği desteklemek için Patreon sayfamıza katılabilirsiniz:
Patreon’da Destek Ol